YAĞLI GÜREŞİMİZ


YAĞLI GÜREŞİMİZ

TÜRK'LER RUMELİ'DE

Kırkpınar güreşleri, Türk'lerin Rumeli'ye ayak basmalarıyla başladı. ŞehzadeSüleyman Paşa (1316-1359). Rumeli Fatihi olarak anılan Osmanlı Başkomutanı Rumeli yakasına ilk ayak basan ve oralarda elde ettiği fatihlerle şanlanan bir askerdi ki, Kırkpınar'm destanlara karışmış tarihinde Süleyman Paşa'dan sözetmemek imkansızdır.
Nilüfer Hatunla, Orhan Gazi'nin büyük oğulları olan Süleyman Paşa, 1. Murat'ın ağabeyiydi. Orhan Gazi, 1324 yılında tahta geçince Süleyman Paşa da veliaht oldu. Tam 35 yıl bu makamda kaldı. Orhan Gazi, bir süre sonra da oğlunu başkomutan yaptı, bu görevi ondan hiçbir zaman almadı.Şehzade Süleyman Paşa, ilk defa 1349'da Bizans'a yardım etmek üzere, 20.000 kişilik bir Türk ordusunun başında Rumeli'ye geçti. Yanında 22 savaş gemisi vardı. Sırplafın almak üzere oldukları Selanik'! bağlaşık Türk-Bizans ordusu kurtardı.
1352'de 10.000 kişilik bir Türk birliği geri Rumeli'ye geçti. Dimetoka'da Sırplarla Bulgarlar1! yendi. Bu bölgeyi Bizans'a verdi. Türk askeri Balkanlarda büyük hayranlık uyandırdı. Süleyman Paşa, durumun iyice olgunlaştığını görünce, 13541e büyük teşebbüsüne başladı. Az ama, pek seçkin bir kuvvetle Çanakkale Boğazı'nı geçip Gelibolu Yarımadası'nı çıktı. Türkler, ilk defa fatih sıfatıyla Avrupa topraklanna ayak basmış oldular.
Süleyman Paşa'nın fetihlerinde kardeşi Murat Bey (I. Murat) da katılıyordu. 1357de Lüleburgaz'la Çorlu'yu Murat Bey aldı. Böylece Gelibolu Yarımadası gibi çok stratejik bir bölge tamamen alınmış, Çanakkale Boğazı'nın iki yakası da ele geçirilmiş oluyordu. Bizans, artık, güneyden, doğudan olduğu gibi batıdan da çevrilmişti.
Süleyman Paşa, taşlık bir bölgede avlanırken atının ayağı kayınca düştü, başını taşa çarparak öldü. Bolayır'a gömüldü ama, büyük bir askeri komutan olduğu kadar Türk güresine yaptığı hizmetleriyle de ölümsüz kahramanlar arasına karıştı.Rumeli'de ilk defa Süleyman Paşa'nın komutasındaki Türk askerleri güreştiler. Türk askeri ilk defa 1349 tarihinde Rumeli'ye ayak bastığına göre, Kırkpmarm bu yıl 637. si düzenlenecek demektir. Ne var ki, bu tarih, her nedende 625 olarak belirtilmektedir (1986).
1349'larda Sırpların işgaline son vermek üzere Selanik'e doğru yol alan Türk askerleri, bir Hıdırellez günü Edirne yakınlarındaki ahir Köy'de konaklar. Pehlivanlık, Türklerde hem bir gelenek, hem de savaş hazırlıkları olduğundan kırk yiğit, 1349 yılının Hıdıreltezi'nde güreşe başlar. Güneş batarken kapışmalara son verilince, bu kırk yiğit de bulundukları yere düşerek son nefeslerini vermişler. Şehit oldukları yere de gömülmüşler. Ertesi gün bir de bakmışlar ki her yiğidin can verdiği yerde bir pınar fışkırmış. Bunun üzerine oraya (Kırkpınar) adı verilmiş ve her yıl Hıdırellez'de burada toplanarak güreşmek adeti yerleşmiş.
Biz Türklerin yaşantılarında "Kırk-Yiğit", "Kırk-lncekız" ve "Kırklar önemli yer alır.
Türk hanlarının yanında, onun emirlerini uygulamak için "Kırk Yiğit", eşi hatunun yanında da hizmetini görmek için "Kırk-Ince-Kız" bulunurdu.
Bilindiği gibi "kırk" kelimesi, aynı zamanda Türkçemizde çokluk belirtisidir. Kırkpınar, Kırkağaç, Kırkküp, Kırkının da Kulpu Kınk Küp, Sarmısağı Gelin Etmişler Kırk Gün Kokusu Çıkmamış, Kırkharamiler, Kırkayak (çpkayak) ve Kırk Gün Kırk Gece gibi tabirler, dilimize yerleşmiş deyimlerdir. Kırkpınar kelimesinde bir çokluk belirtisi olduğunun sezilmesine rağmen, "Kırklar" aynı zamanda "Azizler" anlamına da gelmektedir. Unutulan eski tabirlerden "Kırklara kanşmak", Evliyalar arasına girmek manasınadır.
Kırkpınarda yapılan güreşlerin ulviliği, burada son nefeslerini verinceye kadar güreşenlerin şehit düşerek ölmezler arasında yer almaları, dolayısı ite "Kırklar Pınarı" veya o yörede çok sayıda suyun akmakta olduğunu vurgulamak için, aynı zamanda "Çeşme" anlamına gelen "Pınar" kelimesinin kullanılarak
"Kırkpmar" olarak adlandırılmış olduğunu düşünebiliriz. Her ne olursa olsun, Süleyman Paşa'nın komutasında Rumeli'ye ayak basan ilk Türkler arasında yer alan yiğitlerin, hiç bir şekilde anlaşmalı güreşe yanaşmadan, ölünceye kadar güçlerini denemeleri, birbirlerine denk bu yiğitlerin emsalsiz bir mücadeleden sonra son nefeslerini vermeleri, onların birer güreş şehidi olduklarının bir işaretidir.
EDİRNE VE KIRKPINAR



1959 yılında Kırkpmar dolayısı ile ilk defa Edirne'ye vardığımızda "Yeşil Meriç Oteli"nin bahçesinde yatmış, sabaha kadar da sivrisinek vızıltısından uyuyamamıştık. Bugünkü Şehir Kulübû'nün karşısında bulunan "Yeşil Meriç Oteli" o yıllarda herhalde Edirne'deki tek doğru dürüst konaklama yeriydi? Mehmet Faruk Gûrtunca'nın çıkardığı gazetede çalışmakta olan Murat Turgu adlı meslekdaşımızın yadımlarıyla kendimize Yeşil Meriç'te, bahçede bile olsa bir yer bulabilmiş olmamız, büyük mutkjluktu. Bazı arkadaşlar, talebe yurtlannla, kimileri de eşdost divanına konuk oldular.
Yeşil Meriç Oteli'nin girişinde her saat başı kilise çanı gibi vuran kocaman bir saat, bu saatin altında da seksen-seksen beş yaşlarında bir ihtiyar katip olarak duruyordu. Kırkpmar dolayısı ile hemen hemen her ilden Edirne'ye akın eden meraklıları doyurabilmek, onların hepsine yatacak yer temin etmek büyük organizasyon işiydi. Yıllarca ihmal edilmiş olan Edirne, o yıllarda bu işin üstesinden gelememekteydi.
Sanıyoruz şehrin en namlı lokantası "Zararlılar" denilen yerdi. Güreşlerden sonra bu lokantanın önünde muazzam bir kuyruk oluşur, ahçıbaşı kalabalıktan olacak, çoğu zaman dolma biberleri tabaklara parmaklanyla yerleştirirdi.
Zamanla günden güne gelişen Edirne'de bugün pekçok otel bulunmasına rağmen, yine de ihtiyaca kafi gelmemektedir. Güreşi çok seven, bu yüzden işi-gücü bırakıp Edirne'ye koşan güreşseverler, çoğu zaman Selimiye Camii'sinde gecelemektedirler. Belediye hoparlörle çeşitli anonslar yaptırarak, kalacak yer bulamayanların camiilerde geceteyebileceklerini duyurmakta, aynı zamanda bir panayır halinde devam eden eğlenceler sabaha kadar sürdüğünden geceyarısından sonra konaklamak için camütere doluşanlar, sabah ezanı ile yeniden ayaklanıp SarayicJ'ne koşmaktadırlar.
SARAYİÇİ
Sarayiiçinde 1959'larda çok çok 10.000 seyircilik portatif tribünlere sıra sıra dizilmiş sandalyelerde oturarak müsabakaları seyretmek kabildi. Şehirden faytonla Sarayiçi'ne doğru inerken göğe toz bulutu tabakası yükselir, pehlivanlar kendilerine otel bulamadıkları gibi yıkanacak su da temin edemezlerdi. Müsabakaları tamamlanan pehlivanlar, SarayiçJ'nin çevresinden akan Tunca'nın kollarında suya girer, elbette yeşilimsi bu suda yıkandıklarını sanır, aslında daha da kirlen!rlerdi. Çevre alabildiğine kalabalık olduğundan nehirde yıkanan pehlivanlar, soyunup giyinmede de büyük zorluk çekerlerdi. Bir yarımada görünüşünde olan bu bölgede "beş halka yirmi beş" diye bağırarak halkasatanlar, sigaralara halkaların birini geçirerek bir paket sigara kazananlar, yılan oynatanlar, Cemalin üç dönüş, iki göbekten sora dönüp iskemlesine oturan dansöz kızları görülecek yerlerdi. Cemal'in pavyonu bugün de Kırkpınar güreşlerinden bir iki hafta önce Sarayiçi'ne kurulur. Çevirmeciter, kuzudan ziyade oğlak pişirip, elleriyle parçalayıp ekmekicj yapar veya sıcak etleri tabaklara koyup servise geçerler. Çevirmedleıde bira, rakı gibi alkollü içkilerde satılır. Güreşlerin ağır gidişinden şikayetçi olanlar, bunalanlar, felekten bir gün çalmak isteyenler, karınlan acıkanlar, çevirmecilere dolarlar. Burada güreşlerden sözedilir, içilir, yenilir, eğlenilir, biryandan da Başpehlivanlık kapışmalannın heyecanı bastırılır.
Sarayiçi'ne birgünde girip çıkanların sayılarının ortalama 100.000'i bulduğu sanılmaktadır. Kırkpınar güreşleri sırasında çoluk-çocuk Edirnelilerin yanında Edirne'nin civar köylerinde oturanlar, Babaeskili'ler, Çorlulular, Tekirdağlı'lar, bütün Trakyalılar, bu yarımadaya dolarlar.
Çevirmecilerin kulübelerinin arka taraflarında Tunca'ya doğru ufak su dökerek ihtiyaçlarını giderenler, yıllarca tuvalet konusunda büyük sıkıntılar çektiler. Özellikle çoluk-çocuk, kadınlar buralarda adeta perişan oldular. Buna rağmen Sarayiçi'ne gelmekten kendilerini alamayıp, güreş günleri bu yanmadaya dolarak, piknik alışkanlıklarını sürdürdüler.
Edime Belediyesi, geçen yıllarla birlikte imkanları oranında Sarayiçi'ne yatırımda bulundu, tuvaletler çoğaltıldı, sporseverler için geniş tribünler inşa ettirildi, pehlivanlar için soyunup giyinme odaları ve sıcak sulu duşlar yaptırıldı.
TAVUK ORMANI
Sarayiçi yakınlarındaki Tavuk Ormanı" pehivanlann yıllarca idman yaptıktan bir bölgeydi. Burası da portatif çayhaneler, köfteciler ve yiyeceklerini yanlarında getiren ailelerle dolup taşardı. Durum yine aynıdır. Kırkpınar Ağaları da geleneksel yemeklerini "Tavuk Ormanfnda verirler. Edime Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi, buraya bir Ağa kköşkü yaptırdı.
DAVUL-ZURNA
Sarayiçi Meydada pehlivanlar kozlarını paylaşırlarken, tribünlerin dışında da hayat alabildiğine devam eder. iyne atılsa yere düşmeyecek tabirine tam uygun olarak ortalarda dolaşanlar, bir köşeye, bir çevirmeciye kapağı atıp bağdaş kuranlar, davul-zurnalı meclislerle kendilerinden adeta geçerler. Hiçkimse diğerinin havasına karışmaz, bir masada davul-zuma "Yüksek Tepeler"! vurur, iki masa ilersinde "Alişimin Kaşları Ka'are", bir iki masa sonrasında da "Atmaclini Debreli Hasan" melodileri ortalığı kaplar, kalkıp oynayanlar, çengi oynatanlar birbirlerinin havasına karışmaz, hem demlenir, hem eğlenirler. Yıllar önce Sarayiçi eğlencelerinde davul-zuma baş enstrüman arasında yer alırken zamanla klarnet ve keman da buralara yerleşmiş, eski şarkılar, türküler, pek bilinmez, söylenmez olmuştur. Bugünkü müzisyenlerin çalmakta zorluk çektikleri, hatta pek çoğunun bilmediği şarkılardan biri de "Naciyem'dir.
"Sana da Yaptırayım Naciyem Aman, Fildişi Saray, Fildişi Saray, Tara da Kahküllerini Naciyem Aman bir Yana Bırak. Senin de Sevdiceğin Naciyem Aman,
Buradan Irak Buradan Irak, Göğsü de Çatma Düğmeli Natiyem Aman, Sen Kime Yandın" sözlerinden ibaret olan ve nakaratlarla söylenen bu şarkıda yol gösteren olursa esmer müzisyenler, derhal melodiyi kaparlar. Bu konudaki ustalıkları da onlann asla tartışılmaz.
Biz, 1959'larda Sarayiçi'nde Arpacı Nimet, Yorgi Kaçamakoğlu'yla birlikte, modern Koca Yusuf, Tekirdağlı Hüseyin'in bir oturuşta bir kuzuyu yiyip bitirdiğini gördük.
Velhasıl, Kırkpınar güreşleri kadar Sarayiçi yarımadasında cereyan eden eğlenceler, yağmurlu havalar hariç, sabahlara kadar sürer, taksiler Edirne'nin merkezinden buralara vızır-vızır işleyip durur.
ER MEYDANI'NA GİRİŞ
Sarayiçi'nde eğlenen halka biraz göz gezdirdikten sonra Er Meydanı'na girelim.
Eski pehlivanlar, elbette başpehlivanlar, pehlivanlar kapısından Er Meydanı'na parasız alınır, kendilerine ayrılan yere kurulurlar. O hengamede, hele günlerden cumartesi veya pazarsa Er Meydanı'na girebilmek için bilet bulmak mümkün değildir.
Yağlı güreş, Türk'ün öz güreşidir ve bu meydana girerken insanın kalbi gümbür-gümbür atar.
Geçmişle ilgili pekçok şeyi, genellikle kültüre dayanan alışkanlık ve temelleri Yunan'a dayama alışkanlığında olan Avrupalının tesirleri bizim yazarlarımızın bazılarına da geçmiş ve bu kapışmanın bize Yunan'dan miras kaldığı iddiaları bazı eserlere kaydedilmiştir.
Homer'in llyada ve Oduseus'ünden bellediğimize göre elbette o çağlardaki pekçok kavimlar gibi Yunanlılar da güreşiyorlardı. Ancak, Homer, gözleri görmediği halde maviyi en iyi şekilde tarif eden Anadolu doğumlu bu ozan, güreşçilerin kum üzerinde kozlannı paylaştıklarını yazar.
Yağlı öyle midir?
Hem bu güreş öylesine bizimdir ki, antik olimpiyat oyunlarında meydana çıkan güreşçiler, çırılçıplak mücadele ederlerken, bizde pehlivanların dizkapaklarmın üstünden göbeklerinin altına kadar olan bölüm kısbetle kapatılır. Cazgır, Allah Allah illallah" diye güreş açar, davul-zuma cenk havalarını vurur, pehlivanların helalleşmeleri, birbirlerine başarı dilemeleri, herşeyi ve herşeyi ile yağlı güreş, Türk'ün öz sporiarındandır.
Pehlivanlar ve sporseverlerden kalabalık bir grup, cuma sabahı Edime Belediyesi önünde toplanmış, bando eşliğinde Atatürk'ün kabrine çelenk konarak istiklal Marşı okunmuş, Pehlivanların Pirlerinden Şeyh Cemalettin'te, Adalı Halil ve Kara Emin'in kabirleri ziyaret edilmiş, ruhlarına birer fatiha gönderilmiş, öğle namazını takiben de Selimiye Camii'nde mevlit okutturulmuşlar. Biz, meydana girerken, pehlivanlar sıra sıra dizilmiş, geçit töreninin başlamasını beklemektedirler. Bir yıl öncesinin başpehlivanı, göndere
7
Türk Bayrağı'nı istiklal Marşı'nın eşliğinde çekecek, pehlivanlar Er Meydam'nda bir tur atacak ve en küçük boylardaki güreşçiler meydana salınacaklardır.
HODRİ MEYDAN
Cazgır (salavatçı), geleneksel törenlerden sonra pehlivan sofrasını açacaktır. Kulak verip dinleyelim, hiç pişman olmayacağız:
Allah Allah illallah
Hayırlar gele inşallah
Pirimiz Hamza Pehivan
Aslımız neslimiz pehlivan
iki yiğit çıkmış meydana
Birbirinden merdane
Biri ak biri kara
ikisinin de zoru para
Alta geldim diye erinme
Üste çıktım diye sevinme
Alta düşersen apış
Üste çıkarsan yapış
Vur sarmayı kündeden at
Gönder Muhammed'e salavat
Seyirttim gittim pınara
Allah, her ikinizin de işini onara....

2006 KIRKPINAR FİNALİ Osman AYNUR-Recep KARA
Güreşleri takdim eden cazgır, duasını bitirdikten sonra eşlendirilmiş olan pehlivanlar peşreve başlarlar. Kırkpınar'da en küçük boy, (teşvik-tozkoparan)'dır.
Peşrev, güreşe başlamadan önce yapılan bir tür ısınma hareketleri olmakla beraber, son derece değerli anlamlar taşır. Pehlivanlar sıra halinde ağır adımlarla ileriye doğru süzülürken, hızlanıp, çırpınır, seyircileri selamlarlar. Bu selam, yere doğru yapılan temanna ile olur. Rakipler daha sonra yaklaşıp birbirlerinin topuklarını elleyip ellerini başlanna kadar getirirler. Bunun bizlere intikal eden manası "senin pehlivanlığın o kadar büyük ve başımın üstündedir ki ben senin ayağının türabı olamam" şeklindedir. Yine bu peşrev hareketlerinde Allah'a hamdetmek, rakibi belinden sarıp hafifçe ayağını yerden keserek (tartarak) sırt sıvayıp basanlar dilemek gibi anlamlar taşıyanları da vardır.
Yağlı güreşin, mertçe kapışmaların ruhu peşrevdir. Bunu gözönûne alan hakem kurulu, her yıl en iyi peşrev yapan güreşçiyi ödüllendirir. Buna sebep, sporcuları peşreve özendirmektir.
Peşrev yaparken nara atılmaz. Güneş altında ışıl-ışıl parlayan pehlivanlar, bacaklanndaki kısbetle sanki derinden zırh giymiş gibi daha da heybetteşirter. Bu hareketler sırasında kendilerini kaybederek "Hayda bre maşallah" gibi bağıran seyircilere rastlanır. Artık, güreşten ve güreşçilere ait konuşmalardan başka her türlü sesler kesilir ve pehlivanlar, melekleriyle başbaşa kalarak kozlannı paylaşmağa çalışırlar.
KISBET
Türkiye'mizde en mükemmel kısbet ustası olarak Bigalı irfan Şahin tanınmaktadır, irfan Şahin, kısbet yapmayı ustası Memduhtan öğrenmiştir. Bizim çocukluğumuzda Çarşıkapılı Hidayet Usta, kısbetcjlerin en namlılarından olanıydı. Hidayet usta güreşi çok sever, her Kırkpmar'a gelir, zayıf, kara-kuru bir kişiydi. Gayet iyi ayakkabıcı ustası olmasına rağmen o kısbet diker, bunları da Çarşıkapfdaki hanın kapısına asardı. Hidayet Usta'nm dükkanı, Yahya Kemal Külliyesi'nin tam karşısında, geniş kapılı hanın içindeydi. 1959-1965 yılları arasında Tercüman Gazetesi adına kendisinden bir hayli kısbet alıp, Kırkpınar'da pehlivanlara dağıtmıştık, iyi pehlivan olacaklarını daha o yıllarda belli eden Bandırmalı Sabri Acar, Göneni! Kara Hüseyin'in oğlu Yaman inanç, Vizeli Şaban Filiz ve Adapazarlı Albay Kardeş, bizden kısbet kazanan sporcular arasındaydılar.
Yağlı güreş yapan sporcunun malzemesi, dana, malak veya manda derisinden yapılmış işte bu kısbettir. Kısbetin bel kısmı hemen hemen dört parmak genişliğinde ve kalın olur. iç bölümünü daha da kalınlaştıran pehlivanlara raslanır. Bunun içinden uçkur yerine kalıp ip geçirilir. Bu bölüme "kasnak" denir. Kısbetin diz kapağının altına gelen bölüme "paça" denir. Paça ile etin arasına "paçabend" tabir edilen keçe konur, deri keçenin üzerine çekilir. Bunun da üzeri sicimle bağlanır. Paçanın böylesine sıkı bağlanmasının sebebi bu kısımdan çok oyun çıkmasından dolayıdır. Parmakların paçaya geçmemesi için paça bağlamak çok önemlidir. Yağlı güreşte paçayı kaptıran pehlivanlaıa boyunduruk vurma hakkının tanınması buradan gelir. Pehlivan, paçayı bırakınca usul gereği kollarını yana açarak paçayı bıraktığını ilan eder ve o zaman da boyunduruğun çözülmesi icabeder. Paçası bırakıldığı halde rakibine vurduğu boyunduruğu çözmeyen pehlivan iyi karşılanmaz. Aynı zamanda kule ve meydan hakemlerince müsabaka durdurulur, boyunduruk çözdürülür.
Kısbet, Kur'an-ı Kerimin hükümlerine göre, erkeklerin göbekle dizler arasında kalan kısımları mahrem olduğundan bu bölümleri örtecek şekilde yapılır. Kısbet, iki bölümdür. Mayonun altı gibi vücudu saran kısım ve paça olmak üzere ikiye ayrılan bu yağlı güreş malzemesinin üst tarafı üç kat deridendir. Arasına da ince kösele konur. Beli saran bölüme "kasnak" veya "paşkavz"denir. Burada beli sarması için kısbete "urgan", kalın ip takılmıştır. Urganla sıkılan kısbetin kasnağından oyun almak, pehlivanı zaptetmek güçtür. Paçalar, baldırlara kadar tek kat deriden yapılır. Baldırı saran "şiraze" kısmı, çift kat deridir ve burayı
bağlamak için "keçebencTler sarılır. Bir de mayo bölümü deriden, paçaları branda bezinden yapılmış bir tür kısbet vardır ki, buna "pırpıt" denir. Okkasız pehlivanlar hafif olduklarından keçi derisinden yapılma "pırpıtı" tercih ederler. Ancak, Kırkpınar'da pırpıt, branda bezi veya kottan yapılma kısbetle güreşmek yasak olmasına rağmen, son yıllarda buna da izin verildiği görülmektedir.
Geçmiş yıllarda bir pehlivanın kısbet giymesi önemi olay sayılır ve bunun için tören yapılırdı. Pehlivanlıkta pişmeyen güreşçilerin kısbet giymeğe hakları olamazdı. Bir genç pehlivanın ne zaman kısbet giyeceğini ustası tayin ederdi. Kısbet giyme töreni sırasında eski pehlivanlar, seyirciler, pehlivanın hısım-akrabası da bulunurdu. Genç pehlivan, ustasının ve diğer yaşlı sporcuların ellerini öper, bir akranlarıyla da gösteri güreşi yapardı. Bu tören sırasında misafirleri genç pehlivanın ailesi ağırlardı. Törelere göre kısbet ayağa geçirilmeden önce iki rekat namaz kılınırdı. Pehlivanlardan biri Hazreti Hamza'nın ruhuna "fatiha" okurdu. Kısbet giyilirken, besmele çekilir, kısbetin kasnak tarafı öpülür, alna konur, önce sağ, sonra sol paçadan kısbet ayağa geçirilirdi. Yine törelere göre kısbet giyme töreninde yağ kazanının veya ibriğinin içine bir miktar gülsuyu dökülürdü. ,
Eski pehlivanlar genellikle "manda derisinden" yapılma kısbet giyerlerdi. Koca Yusuf, Kurtdereli, Adalı Halil, Kara Ahmet gibi tanınmış pehlivanlardan önce ve bu kuşağa kadar kısbet için manda derisi daha makbuldü. Manda derisinden yapılmış bir kısbet yağı çekince oniki-onüç kilo kadar olurdu. 1963 yılından itibaren manda derisinden yapılma kısbet giyme alışkanlığı ortadan kalkmış, dana derisinden mamul ve vidala denilen deriden meydana getirilen kısbetler revaç bulur olmuştur. Bunun önemli sebeplerinden biri kiloları yüzyirmiyi aşan pehlivan neslinin azalmış,hatta tamamen ortadan kalkmış olmasıdır. Vidalardan yapılma bir başpehlivan kısbeti yağlandığında üç kilo kadar çekmektedir.Böylece pehlivanlar müsabakalarını da daha rahat atmaktadırlar. Çünkü, karşılarında devasa kuvvete sahip bir rakip olmayacağına göre oniki-onüç kiloluk manda derisinden yapılma kısbet yaptırıp giymeğe gerek kalmamıştır. Bir kısbette tam elli beş mere el dikişi bulunur. Bir kısbet, otuzbeş kırk parçadan meydana gelir. Dikişi, "biz" denilen bir iyne ile yapılır. Kesim işine önce paçalardan başlanır. Ismarlanan beden numarasına göre kesilen parçalar, sonra "çirişle yapıştırılır. Bugün "çirişin yerine Japon yapıştırıcılarını tercih eden ustalar olabilir? Çirişle yapıştırılan parçalar kalıplanır. Kalıp muamelesi iki-üç saat kadar sürer, daha sonra dikişe geçilir. Bazı pehlivanlar kısbetlerinin arkasına kendi adlarını yazdırırlar. Kısbetinin arkasına "ayna koyan ve "aynalı pehlivan" olarak anılan sporcular da görülmüştür. Yağlı güreşin en önemli malzemesi olan ktsbetin bir numaralı düşmanı "su"dur. Müsabakalardan sonra "zembiT'e yerleştirilecek olan kısbetlerin mutlaka temizlenerek yenidenr yağlanması gerekir.
KISBET MUHAFAZASI
Kısbet muhafazasına "zembil" denir. Zembil, sazdan örülü bir tür torbadır. Zembil elde bir yöreden diğerine giden bir pehlivan, bir güreş kovalamakta olduğunu veya bir güreşten geldiğini işaret etmiş olurdu. Sadece güreş kovalayan ve başka sanatı bulunmayan aynca çiftçilik de yapmadığı gibimüsabakalarda ödül temin edemeyecek kadar pehlivanlıkları bulunmayanları yermek için "Atın aptalı rahvan, insanın aptalı pehlivan" tabiri söylenir olmuştur.Büyük pehlivanların zembillerini yanlarındaki çırakları taşırlardı. "Zembili duvara asmak" tabiri güreşe vedaya işaretti. Kendilerinde pehlivanlık izleri görülmeyen gençlere ustalan zembillerini taşıtmaz, yanlarına bile almazlardı. Bir çırak, ilerde ustasının ününü yaşatabilecek çapta olmalıydı. Şart buydu. Bir usta kendisine mahsus oyunların ancak çırak olarak seçtiği pehlivanlara belletirdi.Türk güreşinde usta-çırak sistemi asırlar boyu devam edegeten bir töreydi. Koca Yusuf u, Pomak Osman (Pamukçulu Osman veya Kel ismail), Kara Ahmet'i, Hergeleci ibrahim, Hergeleci ibrahim'i, Torlak Deli Hafız. Çolak Molla'yı, Suyolcu Mehmet Pehlivan, Suyolcu Mehmet Pehlivanı Yörük Ali, Kolaylı Hüseyin Yenerl, Hilyazlı OmerPehlivan, Kolaylı Sadık Esen'i, Kolaylı Hüseyin Yener Pehlivan, Adalı Halil'i, Kel Aliço, Kurtdereli'yi Adapazarlı Cinci Hoca ve en nihayet Yaşar Doğu'yu da Samsunlu Sami Aker yetiştirmişlerdir.
Güreşimizde usta-çırak geleneği önemini kaybedince büyük pehlivanlar yetişmez olmuştur. Karamürselli Aydın Demiri izmirli Göçmen Kara Ali, Denizlili Hüseyin Çokal'ı, Denizlili Hasan Güngör, Ordulu Mustafa Bük'ü de Adapazarlı Zülküf Karabulut (Aykus) yetiştirmişlerdir. Manisalı "Dünya güzeli" Kel Hüseyin, güreş yaptığı yimi yıl zarfında kırka yakın gence yağlı güreşi belleterek son yıllarda en çok çırak yetiştiren pehlivan olmuştur.Adapazarlı Zülküf Karabulut'u n çırağı Ordulu Mustafa Bük Kırkpınar"da üst-üste başpehlivanlığı elde ederek "altın kemer" kazanan pehlivanlar arasında yer almıştır. Ordulu, vefat edince de ustası onu, Adapazarı Akbalık Köyü'nde toprağa vererek büyük bir mezar yaptırmış, mezar taşına düşülen beyit de tarafımızdan hazırlanmıştır:
Ordulu'nun mermer mezar taşını Topkapı'da yaptırtmiştik. Şimdi hatırlamadığım ve kopyasını da almamış olduğum iki dörtlükten ibaret şiiri mezartaşçıya bırakmıştık. Şiir, taşa oyularak yazılacaktı. Sonradan Zülküf Usta'nın ortak olduğu otobüs yazıhanesinden taşçıya telefon açılmış, mezartaşçı pek fazla okuma yazma bilmediğinden mısralarını birbirine karıştırmıştı. Biz taşı teslim almağa geldiğimizde satır sonlarından bölünen hecelerin tamamen yanlış olduğunu üzülerek gördük ve fazla da vaktimiz olmadığından taşı düzelterek düz boya ile sadece iki satır yazmasını istedik.
Ordulu'dan sonra Aydın Demir de "altın kemer" sahibi oldu. Ordulu çırak yetiştiremedi. Aydın'ın çırağı Kadir Birlik ise halen meydanlarda kısmetini arayan, fazla okkalı olmamakla birlikte iyi bir pehlivandır.
YAĞLIDA DUA
Yağlı güreşin en önemli özelliklerinden biri kapışmaların müziK eşliğinde ve dua ile yapılmakta olmasıdır. Pehlivanları meydana salan, salavatçı veya cazgır denilen spiker, sporcuları doğum yerleri veya şöhret buldukları bölgelerin adlarını başta söyleyerek anarak takdim ettikten sonra mutlaka dua eder. Bu dua yörelere göre değişir.
Yakutça "çaskır" acı ses, feryat, çiğlik anlamına gelen cazgır'a, bazı bölgelerde "okuyucu"da derler. Cazgır, müsabakalardan önce pehlivanların menkıbelerini okur, oyunlarını söyler, dualarını yapar ve pehlivanları birer birer isimleriyle halka taktim eder.
Adapazarlı Şirin Mustafa, çırağı Şükrü Kayabaş Dûzceli "Manav" "Osman" son çeyrek asır zarfında Kırkpınar'da cazgırlık yapan kişilerdir.
Pehlivanlıkta olduğu gibi cazgırlıkta da usta-çırak geleneği vardır. Şirin, çırağını yetiştirmiş, Adapazarı'nda bir bakımevinde günlerini doldurmağa başlamıştı. Şimdi çırak yetiştirme sırası Şükrü Kayabaş'a gelmiş bulunmaktadır.
EŞLEŞTİRMEDE USUL
Pehlivanların eşlendirmesinde o yıl çeşitli bölgelerde yapılan kapışmalarda elde etmiş oldukları dereceler gözönünde bulundurulur. Bazıları güreşçilerin bir boy yukarda görüşmekten kaçınarak bir alt boya soyundukları görülür. Bazıları da "Boğulursan büyük suda boğul" tabirine uygun olarak "ille de baş" deyip tuttururlar. Bu durumlarda meydan hakemleri olaya el koyarlar. Er Meydanı'nı kontrol altına alan ve yenme-yenilme olaylarını kule hakemlerine bildiren, yasak oyunları uygulayanları ayrıca ikaz eden meydan hakemleri, Kırkpınar güreşlerini tertipleyen kurulca eski pehlivanlar arasından seçilir. Bunların bazıları kapışmalar sırasında kendi bölgelerini temsil eden pehlivanları belli etmeden kollamak hevesine kapılırlar, bu türlü hallerde de müsabakaları kuleden takip etmekte olan hakemler olaya müdahale ederler.
Kırkpınar'da bir yıl önce bir büyük boya soyunan bir pehlivan, şayet o yıl katıldığı boyda birincilik elde etmişse, ertesi yıl bir üst boyda güreşmek mecburiyetindedir. Boy birincisi, ne bir küçük boya, ne aynı boya katılır. Bu sporcular ancak bir büyük boyda kolbağlamak zorundadırlar. Ne var ki, her saniye Kırkpınar'da keyfi hareketler yapılmaktadır. Başa soyunan ve bir netice elde edemeyen bazı pehlivanlar, daha sonra kule hakemleri kararı ile başaltına alınmışlardır. Kırkpınafın törelerinde bu türlü kararlar asla yoktur.
Ayak, deste, orta, başaltı ve baş olmak üzere, kilo, yaş ve teknikleriyle bir yıl önceki ve o mevsim elde enikleri başarılara göre sıralanan sporcular, böylece eşlenmiş olurlar. Kırkpınar kule hakemleri, geleneksel eşlendirme yöntemi yerine, "kura ile" de eşlendirme yolunu seçmektedir. Bu karar ve vebal, onlarındır. Kırkpınar'da ayaktan başlayıp başa kadar güreşmiş pekçok pehlivan vardır. Bunların arasında Zülküf karabulut'la, daima temizpak gezen Manisalı Niyazi Güreşeni sayabiliriz.
YAĞLANMADA USUL
Er Meydanı Sarayiçi'ne biz girdiğimiz zaman panayır alabildiğine sürmekteydi. Çevirmeciler, davul, zurna ekipleri, çay, kahve, kaset, fındık, fıstık satanlar ve piknik yapanlar, Cemalin çadırında dansöz göbeği izleyenler, atom patlatan makinalarda kuvvetlerini deneyenler, bir paket sigara kazanabilmek için halka atanlar, yılan oynatanlar: "buz gibi gazoz" diye bağıranlar aynı şekilde vakit geçirmekteydiler. Fakat biz bu panayırı bırakıp Er Meydanı'na girdiğimiz için aslapişman olmayacağız. Biz meydana adım attığımızda eşleştirmeler yapılmış, cazgır duasını etmiş, pehlivanlar peşrevlerini tamamlamışlardır.Ancak, bütün bunlardan önce güreş için "yağlanmak" gerekiyordu ve kara kazanın çevresi dolup dolup boşalmıştı:

Şimdi Kırkpınar törelerine bir göz atarak "yağlanma'da usulü hatırlamağa çalışalım:

Er Meydanfnda güçlerini denemeğe karar vererek soyunup kısbet giyen pehlivanlar, içleri yağ ve su doldurulmuş kazanlarda yağlanırlar. Yağ dokunurken önce sağ elle sol omuza, göğüse, kol ve kısbete yağ sürülür. Sonra sol elle aynı şey yapılır. Pehlivanlar kazan başında birbirlerinin sırtını da yağlarlar. Kapışma sırasında yağlanmak ihtiyacını duyan sporcular, ellerinde ibrikle meydanda dolaşmakta olan "yağcılardan yağ isteyebilirler. Ancak, yağa, beze gitmek için rakibin izin vermesi töreler gereğidir. Müsabaka kızışmışsa ve bir pehlivanın biri zaman çelmek, dinlenmek için yağı, suyu bahane ediyorsa, rakibi haklı olarak buna karşı çıkabilir ve kozunu paylaşmakta olduğu sporcuya izin vermez. Bu hakka sahiptir de.Kırkpınar'da yağ ibrikçisi, su ibrikçisi (sucu), davul ve zurnacı, pehlivanı, ağası, geçmiş günlerde giyim kuşamlarından bir bakışta anlaşılırdı. Zamanla giyim-kuşamda pekçok değişiklikler yapıldı. Meydan hakemleri birara sporcuların giydikleri eşofmanla sahaya çıkar oldular, tetikçilerle bezciler (bezici) de "izci" gibi giyindiler.

KIRAN KIRANA
Kırkpınar'da '"kıran-kırana" güreşler atıldı denildiğinde rakiplerini yenen pehlivanların hiç beklemeden yeniden tutuştukları anlatılmak istenirse tabir yerinde kullanılmış olur. Törelere göre güreşlerin "kıran-kırana" olması icabeder.. Fakat, bu da değiştirilmiştir. Geçmiş yıllarda, diyelim başa on pehlivan soyundu, rakibini ilk yenen, günün ikinci galibi ile karşılaşır ve eşlendirme bu tarzda olurdu. Kel Aliço'larm, Hergeleci ibrahim'lerin ve daha önceki asırlarda da aynı usul uygulanırdı, kıran-kırana güreşler, 1970 yılına kadar sürdü. Bunun da mahzurlu yanları vardı. Favori pehlivan rakibini hemen yenerse onunla karşılaşmak istemeyenler müsabakalarını gereksiz yere uzatırlardı. Bu yüzden her eşlendirme için yeni kuraya gidilmesi usulü uygulanmağa başladı.
Kıran-kırana denilince bazıları, tabirin sert güreşi kasdetmek için kullanıldığını sanır. Yağa, beze gitmeden, ilk yenenle ikinci galibin yeni bir tur için kapışmasına "kıran-kırana" denir. Kırmak, eski Türkçede "yenmek" anlamındadır. "Moskof Ordusunu Azak Kalesi Önünde Kırdık" dendiğinde "yendik" demek istenir. Zamanla "kırmak" kelimesi yerine başka kelimeler kullanılmağa başlanmış, son yıllarda "galibiyetin yerine de "yengi" denir olmuştur.
DAVUL-ZURNA •
Davul ve zurna ekipleri er meydanındaki yağ ve su kazanlarının hemen hizasında ve biraz yanda çalışırlar. Kırkpınar'da davul ve zurnacılar, açık arttırma ile bu görevi alırlar. Dünyada yağlı güreş gibi müzikle yapılan spor yarışması yok
denecek kadar azdır. Son yıllarda ritmik jimnastikle, buz pateni gibi gösteriler de müzik eşliğinde düzenlenmektedir; Özbekler de yine müzik eşliğinde güreşirler. Davul ve zurnacılar, atalarımızdan bizlere yadigar kalan pehlivanlık ve cenk havalan ite, hem seyircileri hem de pehlivanları coştururlar. Pehlivanlardan biri yenici bir oyuna girdiği zaman tempoyu hızlandırırlar ve böylece hem sporculara hız vermeğe çalışır, hem de seyircileri heyecana büründürürler. Bu hızlı tempoya "cangarbı" adı verilir, işte bundan sonra zurnacılar tiz bir sesle bunu ilan ederler. Ardından tempo yine yavaşlatılır. Mehter lisanı ile bir davul ve bir zurnadan meydana gele bu gruba "kat" denir. Kırkpınar da her yıl 15 "kat" davul ve zuma ekibi görev yapar.
Dünyada en güzel davul-zuma Kırkpınar güreşleri sırasında çalınır. Meşhur zurnacı Emin de Er Meydanı'nda kendisini tanıtmış bir müzisyendi. Zurnacı Emin, burnunun tek deliğiyle görevini yapardı. Çünkü, diğer deliğinde kocaman bir et parçası olduğu görülür, hatta bu et parçasından üst dudağına doğru sümüğü de sarkardı.
Zurnacı Emin'den sonra Kırkpınar'da zurna çalarak nam salan müzisyenlerin başında Osman Zurnayı sayabiliriz. Osman Zuma, ekip başı olarak çalışırdı. Oğlu Faris de şimdi babasının yolunda yürümektedir. Bu çalgıcılar kendilerine "esmer vatandaş" denilmesinden çok şikayetçidirler. Onlar kendilerini "dağlı" olarak kabul ederler. "Biz, dağlıyız" derler. Son derece konukseverdirler. Edirne'de Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapmış olan güreş sever Nurettin Güler ile sık sık Osman Zurna'nın mekanına giderdik. Bizi sabaha kadar bırakmak istemezler, ikramda bulunurlardı.
Davul ve zurnacılar, güreşi de çok iyi bilirler. Kırkpınar ın tarihinde davul ve zurna çalarken er meydanındaki güreşçilerden birine "işaret" verdikleri öne sürülen ekipler vardır. Meşhur Kel Aliço, Pilevneli olduğundan, Kırkpmar'da görevli müzisyenleri pek yakından tanır, onlar da kendisini çok severler, bu yüzden müsabaka sırasında Aliço'ya davul ve zurna ile karşılaşmakta olduğu rakibinin zayıf taraflarını anlatıriarmış. Aliço da davul-zurnanın dilinden iyi anlar ve rakiplerini mağlup ederken bu ekibin verdiği "kopya"dan da faydalanırmış.
Müzisyenler, boyaları kendilerine benzeyen pehlivanları sever ve tutarlar. Samsunlu ibrahim Karabacak, izmirli Göçmen Kara Ali ve Karamürselli Aydın Demir'le Ordulu Mustafa Bük, Kırkpmar'da pehlivanlarla halkı coşturan müzisyenlerin sevdiği sporculardandı.
Türkler, Milattan önce 400 yıllarında da davul ve zurna çalmaktaydı. Islamiyetin kabulünden önce davulun adı lümrük", zurnanın adı ise "yırağ'dı Orhun Yazıtları ile Kaşgariı Mahmucfun Arapça açıklmalı Türkçe Lügatlan Divanı" eserinde bu iddialar doğrulanmaktadır. Bunların yanında Fars ve Çin kaynakları ile Farabi ve Harezmi gibi bilginlerin musiki üzerine olan yazıları bizlere bu gerçeği anlatmaktadır.
Süleyman Peygamber zamanında da, günümüzden 5.000 yıl kadar önce Yahudiler, zurnayı bilip çalmaktaydılar. Yahudi tapınaklarında çalışan zurnanın adı "halil"di.
YENME YENİLME
A-tarihi geleneksel yağlı güreşlerde yenme yenme şekilde aşağıdaki şekildedir.
1-Göbek yıldız görünce göbeğin açılması
2-Sırt üstü düşerken tek dirseğin yere değmesi
3-İki elle oturur oturuma gömüldüğünde (payanda pozisyonu)
4-Tek elle dönerken diğer ele geçilmesi halinde
5-Ayak bağı olmadan kucaklanıp bulunan yerde bir daire içinde çevrilmesi veya kucakta üç adım taşınması halinde
6-Çivi yukarı denilen dikilme pozisyonunda
7-Sırt üstü (tuş) olmada
8-Tedavi ve bayılmalarda süre geçtiğinde
9-Hakem kararı ile kasti fauller dolayısıyla diskalifiyeler
10-Güreş sırasında kasıt olmadan kıspetin kalçadan sıyrılması veya yırtılması durumunda

YAĞLI GÜREŞTE BELLİ BAŞLI TEKNİKLER
1-yer oyunları : sarma-Tek sarma-çoban bağı-iç kazık-dışkazık-dış kazıkta gerdanlama - Paça kasnak-Ters kepçe-Sarmada kola yaslanma - Oturak kündesi- şark kündesi-Ters sarma- iç kazık ters paça

2-Yer savunma teknikleri : Sarmada yan kılçık-Sarmada dolu paça kasnak- Ters kepçeden kurtulmak-Şakta bilek kaparak kolbastı-Kemanede aşırmak suretiyle kalkmak-kemanede sırta sayvant

Kaynak : Ali Gümüş- Kırkpınar güreşleri
: Murat Köse Kırkpınar ağası
: İrfan Dergin Türk Güreşi


YAĞLI GÜREŞ
OLIVE OILY WRESTLING
Yagli Güresin Tarihçesi M.Ö 4. Yy’dan beri Türklerin güres yaptiklari bilinmektedir. Ilkbahar aylarinda doganin canlanisini kutlamak amaciyla yapilan kutlamalarda, evlenme merasimlerinde, zafer sölenlerinde hep güres müsabakalari yapilirdi. Osmanli Imparatorlu’nda karakucak ve yagli güresler yaygin olarak üstelik de devletin kontrol ve himayesinde yapilmakta idi. Pekçok bölgemizde güres tekkeleri bile kurulmus, bunlarin baslarinda da seyh denilen eski ve ünlü pehlivanlar görev almislardi. Günümüzde de bu sistemin bir uzantisi olarak, organize edilen güres müsabakalarinda aga denilen organizasyonlarin maddi külfetlerini karsilayan bir kisi bulunur. Bu kisiler genellikle yörenin taninmis ve varlikli kisileridir. 1997 yilinin Kirkpinar Agasi Hüseyin Sahin’dir. Sultan 4. Murad ve Sultan Abdülaziz de bizzat güres yaparak bu spora gösterdikleri ehemmiyet ve ilgiyi ifsa etmislerdir. Yine Edirne Sarayiçi’nde 650 yillik geçmise sahip Kirkpinar Yagli Güresleri organizasyonu bu sporun öz kültürümüzle etle kemik misali ayrilmaz bir parça oldugunu gösterir. 1996 yilinda bu sporumuz da dahil geleneksel Türk sporlarinin kalkinma, tanitim ve idamesi için kurulan Geleneksel Spor Dallari Federasyonu da yagli güresin gelecegi açisindan umut saçan gelismelerdendir.

History Of Olive Wrestling
We know that Turks have dealt with wrestling since 4 th century B.C In victory celebrations, in wedding ceremonies and in celebrations for refreshing of nature at the beginning of spring,wrestling was the main entertainment game among Turks. During Ottoman Empire era, olive oily wrestling was the most common game, too. In addition, emperors and other administrators were encouraging, controlling and sponsoring these games. In many regions of Anatolia wrestling tekkes ( dervish lodges ) were founded and wrestling sheikhs were appointed as the leaders ( generally succesful and elder wrestler were chosen ) for these tekkes. Even, 4 th Murad and Abdülaaziz ( Sultan of Ottoman Empire ) were wellknown and strong wrestlers. Nowadays, agas; who are the sponsors of oily wrestling organizitions and are esteemed person of their region, have replaced instead of sheikhs. In Sarayiçi, near of Edirne 650 years aged Kirkpinar olive oily wrestling organizations is the most striking example, how Turks and wrestling are close friends. Establishment of Turkish Traditional Sport Branches Fereration in 1996 was a gigantic step and hopeful development for oily wrestling and all other traditional ones.

Yagli Güresin Kuralları

Boylar Yagli güres müsabakasina her boyda katilan pehlivan sayisinin çok oldugu 1. Sinif ve geleneksel organizasyonlar ile tarihi Kirkpinar müsabakalari byylari asagidaki sekilde düzenlenir.
1. Tesvik Boyu
2. Deste Küçük Boy
3. Deste Orta Boy
4. Deste Büyük Boy
5. Küçük Orta Küçük Boy
6. Küçük Orta Büyük Boy
7. Küçük Orta Boy
8. Bas Alti Boy
9. Bas Boyu Güresçi sayisinin az oldugu mahalli yagli güres organizasyonlarinda boylar asagidaki sekilde düzenlenir.
1. Tesvik Boyu
2. Deste Boyu
3. Küçük Orta Boy
4. Büyük Orta Boy
5. Bas Alti Boy
6. Bas Boyu



Rulers Of Olive Oily Wrestling
Classes If all classes have very large number of participants at all classes, like Kirkpinar games, the classes as;
1. Encouraging
2. Little Deste
3. Middle Deste
4. Grand Deste
5. Little Middle Deste
6. Little Middle Deste
7. Second
8. First If the number of wrestler is not so many, then class arrangment is done as:
1. Encouraging
2. Deste
3. Little Middle
4. Grand Deste
5. Second
6. First
Kura Esleme Tesvik boyundan büyük orta boya kadar bir defa kura çekilir. Müsabaka sonuna kadar bu kuralarla gürestirilir. Bas ve basalti boylarinda her tur kura çekilir. Eslere de en yakin kura numaralari ( 1-2 ve 3-4 gibi ) birbirleriyle gürestirilir. Müsabaka Süresi, Yenme ve Yenilme Tesvik boyundan küçük-orta-büyük boya kadar müsabaka süresi 30 dakikadir. Yenisme olmadygy takdirde 10 dakikalik uzatma süresi uygulanir. Normal ve uzatma süreleri içerisisnde üç ihtar alan pehlivan maglup sayilir. Uzatma süresinde esitlik bozulmamasi halinde müsabaka süresiz uzatmaya gider. Ilk puani alan veya üç ihtar verdiren güresçi galip sayilir.
Drawing and Matching From encouraging calss to grand little class it’s drawn once before the games. For first and second classes, it is drawn for each round. Close numbered wrestler ( i.e 3-4, 7-8 ) are considered to be matched. Duration, Win or Lose From encourging class to mittle middle grand classes, duration is 30 minutes. If there is no winner, then 10 extra minutes are given. A wrestler loses if he is warned three times during match or extra time. If there is even no winner at the end of extra time, the match lasts until one of the wrestlers taking one point or making the opponent to be warned three times


Yenik Düşme
Oturmus vaziyette iki elle geriye payanda yapmak, .
Oturmus vaziyette evvela bir elle payanda yapip kendi ekseninde dönerek ikinci elini diger yönde payanda yapmak,
Iki dirsegin yere degmesi, .
Bir dirsek yere degmisken diger elin yere payanda yapmasi, .
Yerde ve ayakta güresirken rakibin oyunu ile sirtin yere degmesi, .
Rakibini kaldirarak el ve ayagini yerden keserek üç adim yürümek veya kendi etrafinda bir daire çizmek, .
Güres esnasinda oyun uygulanirken kisbetin çikmasi ve edep yerlerinin görünme durumu yeniklik sayilir, .
Ayagini rakibin önüne atmak sureti ile gerdalanma yaparak yenmek.
How Lose
Supporting backward by two hands while sitting. .
Supporting with one hand and turnimg around, then supporting other hand while sitting. .
Touching two elbows to ground. .
Supporting one hand while other elbow touching to ground. .
Touching dorsal side to ground by rivals game. .
To be hold by rival wholly and then three steps walking or complete turning around at this position .
Declothing during match and opening of genital parts of body. .
Pushing opponent by hooking a leg front of him.




1861 ile 2000 Yılları Arasındaki Kırkpınar Başpehlivanlarının Listesi.
BAŞ PEHLİVANLARIMIZ
Yılı Pehlivanın Adı Yılı Pehlivanın Adı
1861-1886 Gaddar Kel Aliço 1941 Tekirdağlı Hüseyin Akkaya
1887 Şumnulu Koca Yusuf 1942 Tekirdağlı Hüseyin Akkaya
1888 Adalı Halil 1943 Babeskili İbrahim Erdi
1914 Hergeleci İbrahim 1944 Hayrabolulu Süleyman Ertaş
- Silivrili Molla İzzet 1945 Babeskili İbrahim Erdi
- Çatalcalı Nakkaş Eyüp 1946 Sındırgılı Şerif Ünal
- Kızılcıklı Mahmut 1947 Düzceli Çolak İsmail İle Hayrabolulu
- Kurtdereli Mehmet Süleyman Ertaş Birlikte Diskalifiye Edildiler
- Çolak Mümin Molla 1948 Babaeskili (Kulelili) Mustafa Yenici
- Suyolcu Mehmet 1949 Sındırgılı Şerif Ünal
1924 Benli Badullah 1950 Hayrabolulu Süleyman Ertaş
1925 Geçkinli Yusuf 1951 Adapazarli Irfan Atan
1926 Edirneli Kara Emin 1952 Samsunlu İbrahim Karabacak
1927 Manisalı Rıfat 1953 Adapazarli Irfan Atan
1928 Mandıralı Kayıkçı Ahmet 1954 Samsunlu İbrahim Karabacak
1929 Gostivarlı Mülayim 1955 Adapazarli Irfan Atan
1930 Bandırmalı Kara Ali Acar 1956 Samsunlu İbrahim Karabacak
1931 Bandırmalı Kara Ali Acar 1957 Bandırmalı Kara Hasan Acar
1932 Bandırmalı Kara Ali Acar 1958 Adapazarli Adil Atan
1933 Bandırmalı Kara Ali Acar 1959 Samsunlu İbrahim Karabacak
1934 Mülayim Pehlivan İle Tekirdağlı Hüseyin Yenişemedi 1960 Samsunlu İbrahim Karabacak
1935 Tekirdağlı Hüseyin Akkaya 1961 Sindirgili Mehmet Ali Yağci
1936 Tekirdağlı Hüseyin Akkaya 1962 Layık Pehlivan Görülmedi
1937 Tekirdağlı Hüseyin Akkaya 1963 Adapazarlı Sezai Kaymaz
1938 Tekirdağlı Hüseyin Akkaya 1964 Sidirgili Mehmet Ali Yağci
1939 Tekirdağlı Hüseyin Akkaya 1965 İzmirli Göçmen Kara Ali Çelik
1940 Tekirdağlı Hüseyin Akkaya 1966 Ordulu Mustafa Bük
Tablo 7’nin Devamı........!
Yılı Pehlivanın Adı Yılı Pehlivanın Adı
1967 Ordulu Mustafa Bük 1984 Denizlili Hüseyin Çokal
1968 Ordulu Mustafa Bük 1985 Bandirmali Sabri Acar
1969 Babaeskili Nazım Uzun 1986 Baıkesirli İbrahim Gümüş
1970 Layık Pehlivan Görülmedi 1987 Hataylı Recep Kılıç
1971 Denizlili Hasan Şahin 1988 Antalyalı Recep Gürbüz
1972 Akhisarlı Arap Mustafa Yıldız 1989 Balıkesirli Saffet Kayalı
1973 Ordulu Davut Yilmaz 1990 Karamürselli Ahmet Taşçı
1974 İzmirli Göçmen Kara Ali Çelik 1991 Karamürselli Ahmet Taşçı
1975 Güreşler Yarida Kaldi 1992 Karamürselli Ahmet Taşçı
1976 Karamürselli Aydın Demir 1993 Karamürselli Ahmet Taşçı
1977 Karamürselli Aydın Demir 1994 Antalyali Cengiz Elbeye
1978 Karamürselli Aydın Demir 1995 Karamürselli Ahmet Taşçı
1979 Bandirmali Sabri Acar 1996 Karamürselli Ahmet Taşçı
1980 Muğlalı Mehmet Güçlü 1997 Karamürselli Ahmet Taşçı
1981 Akhisarlı Arap Mustafa Yıldız 1998 Antalyali Cengiz Elbeye
1982 Denizlili Hüseyin Çokal 1999 Ahmet Taşçı
1983 Denizlili Hüseyin Çokal 2000 Ahmet Taşçı
2001 Vedat Ergin (Ankara Büyük Şeh Bld)
2002 Savaş Yıldırım
2003 Kenan Şimşek
2004 ORDU ÜNYELİ RECEP KARA
2005 Şaban Yılmaz
2006 Antalya'lı Osman AYNUR

2004 643cü tarihi Kırkpınar Başpehhivanlığını 22 yaşında Kazanan Ordu Ünye'li Recep Kara Cumhuriyet Tarihimiz boyunca
en genç başpehlivan olma ünvanını da kazandı.
Tablo 6. Türkiye’deki Yağlı Güreş Ağalarının Listesi.
ADI SOYADI TELEFON CEP TEL FAKS ADRES ÜNVANI
Osman Şansal 0 286 7777 0286 9394 Ağazağa Tic. Mer. Sümerbenk Plaza K.ll. Maslak Güreş Fed. Bşk. Çatal Murat Bey Ağa.
Abdülkadir Sarı 0 2l6 3l2l809 0532-4553634 Turgut Özal cad.No:96. Ümraniye İst. Alemdar güreş ağası
Adem Şahin 0 264 225l228 0542-4334989 Taş kasap Edirne l998-l999 lalapaşa ağası
Ahmet demiröz 0 2l2 5095249 0532-6l26677 Ambarlı Sümbül sok. No: 20 Avcılar İst. Güreş ağası
Ahmat Kesebir 0 282 3258282 Çerkez Müsellim-h.Bolu/ Tekirdağ Çerkez müsellim ağası
Ali Özyurt 0 2l2 593468l 02l2-590l489 Avcıler Belediye Başkanlığı Avcılar ağası
Alper Yazoğlu 0 2l2 2883043 02l2-26632l6 Ortaklar cad. No: 3/l 8029 M.KÖY/ist. l99l-92-93 kırkpınar ağası
Asip Şen 0 2l2 5l88408 Tiyatro aralığı sok. Balkan Çar. No: 5/47 Beyazıt-İst. zeytinburnu ağası
Atilla Tunca 0 288 5232833 0288-5232837 Günnür Tekstil sanayi ve Tic.A.Ş. Alpullu/ Kırkareli alpullu ağası
Aydın İşlek 0 284 7l42862 0532-682l735 0284-7l42459 hal çarşısı No:55. Keşan türkmenköy güreş ağası
Ayhan Sezer 0 2l2 6400388 02l2-6400474 mega Center c. Blk.No: l32 K.Tepe. Bayrampaşa-İst. l998-99 kırkpınar ağası
Bilal Günday Babaeski-Kırklareli karahalil ağası
davut Oruçoğlu 0 2l6 43572l8 02l6-4358504 Şile yolu Oruöoğlu Tesisleri Ömerli güreş ağası
Emin Başaran 0284-6l6l0ll 0284-6l63402 İpsala-Edirne İpsala ağası
Emin Doğansoy 0242-7l5l0l5 0542-45l5297 0242-7l5l40l Kırkpınar ağası
Emrullah Doğu 0288-4655l53 0542-4l22459 Kofçaz- Kırklareli Devletli ağaçköyü ağası
Enver Kaplan 02l2-5569444 644l525 Fatih cad. No:72Kaplan Spor şirinevler İst. bahçelievler ağası
Fatih Okumuş 02l6-2994708 02l6-3837602 Bağdat cad. yeşildağ Apt. No:ll2/8 maltepe-İst. kartal ağası
Fetih Özver 0282-427l096 0282-4272666 petrol Ofisi Malkara-Tekirdağ Malkara ağası
Fevzi Fıçıcı 02l2-2823l76 0535-7420902 Talatpaşa cad. No: 39l Gültepe-İst. l994-95-96 Kağıthane ağası
Gazenfer Bilge 02l6-302882l bağdat cad. Nihat Kızılhan Sk. Bilge sit. Bilge Apt. No: 5/l şaşkınbakkal-kadıköy-İst l967-68 kırkpınar ağası
Güven Kabakçı 0266-4422l35-5H 0266-22l4444 Reno Mais yetkili bayi. İzmir yolu Balıkesir Balıkesir 6 eylül ağası
Halil Durna 02l2-2940745-46 02l2-2946646 sadabat Cad. kaya han No: 32/2 kağıthane İst. l00l-92-93 kağıthane ağası
Halil Sayı 0282-26l8ll9 Tatbir köfte Salonu Hükümet cad. No322 Tekirdağ Tekirdağ ağası
Hasan Akalın 0284-6l62626 0532-34536l8 Bayrambey mah. No: l9 İpsala Edirne l997 İpsala güreş ağası
Hasan Koç 02l2-79l7l05-06 Dursunköy Çatalca Çatalca dursunköy ağası
Hüseyin Aksöz 0l26-4436970 02l6-4436974 Aledağ cad.mengiroğlu Ap. No:2l8/4 Ümraniye- İst. Samandıra ağası
Hüseyin Akkanat Söke özbaşı güreş ağası
Hüseyin Boz 0282-4274652 0532-2049l76 Kahveciler derneği baş. Yeni mah. Bağlar sk. No4 malkara Tekirdağ Çavuşköy güreş ağası
Hüseyin Çanakçı 0266-246l3l8 Küçük sanayi sitesi Sanayi spor güreş ağası
Hüseyin Girgin 0284-633ll56 Kel Aliço İpsala-Edirne Kel aliço köyü ağası
Hüseyin Kara ertuğrul Köüyü babaeski-Kırklareli harahalil güreş ağası






















Tablo 6’nın Devamı.....!

ADI SOYADI TELEFON CEP TEL FAKS ADRES ÜNVANI
İhsan Kademoğlu karamürsel Belediyesi- Kocaeli Karamürsel güreş ağası
İsmail Besli 0282-5l8l549 0282-5l82549 Besli Ticaret- Şarköy-tekirdağ Şarköy ağası
İzzet Güneş 0266-224452l 0266-2492225 Akıncılar mah. Şehit pamit cad. No:8 Galericiler sit. Balıkesir l999 Balıkesir kurtdere ağası
Levent Diktaş 0282-65lll26 0282-65ll622 Diktaş Yağ sanayi Böl. Çorlu Tekirdağ Çorlu ağası
Mehmet Can 02l2-7272559 marmara sok. Cav. Apt. No; l Silivri/İst. Silivri ağası
Mehmet Diktaş 0282-65lll26 0282-65ll622 hatım mah. Sanayii böl. Diktaş yağ sanayi Çorlu Tekirdağ Çorlu ağası
Meliha Okumuş 02l6-3664420 Yalı mah. 27 mayıs sk. Dişle ap. l7/l Maltepe İst. kartal ağası
Mesut İşlek 0282-7266238 0532-34l6250 0282-7250849 İşlek Tic. Atatürk cd. No23 Çerkezköy Tekirdağ Çerkezköy ağası
Mithat Ergöz 02l2-5332409 0532-37l298l Vatan cad. Fatih adlitesi arkası Ulubatlı otopark İST. Çatalça Çiftlikköy ağası
Murat Köse 0286-4l6l330 0286-4l6l828 l0l ticaret- Çanakkale l990 Kırkpınar ağası
Mustafa Saruhan 0286-3l6l275 0286-3l6l275 hamitbey mah. İnönü cad. Nol4 renault servisi biga Çanakkale Kırkpına güreş ağası
Mustafa Yamak 0288-7l4l674 Kırklareli cad. Yamak pastahaneleri Babaeski / K.Eli B.Mandıra Güreş ağası
Mümin Özkan 0256-5l87870 Yüksel yalova Cd. No2l Söke Aydın Söke ağası
Necmi Yıldız 0532-3603832 Kavaklı Belediyesi B.Çekmece İst. Kavaklı ağası
Nedim Özel 0266-2l23408 0532-2758680 Cumhuriyet meydanı. Özay işhanı No23 Kepez kepez güreş ağası
Nurettin Turhan 02l2-408885l-52 02l2-5055722 Fatih cad. Zeki MürenSk. No.ll/4 B.Evler/İst bahçelievler ağası
Özer Yüce 0532-6779666 02l6-3675055 Kutsi tecer Sk. No:5l/l Küçükyalı İst. Samandıra ve Fevzite güreş ağası
Rasim Özlem 0282-3l55040 Alpullu Cd. Özlem Pastanesi hayrabolu/ Tekirdağ Hayrabolu ağası
reşit Alakaş 0286-5l222l5 0532-2350656 lapseki- Çanakkale Ecialan köyü güreş ağası
Salih Yaman 02l2-278749l 02l2-27876l3 Gültepe mah. Talatpaşa Cd. No: l40/6 kağıthane İst. Kağıthane güreş ağası
Salih Yerlikaya 0288-5l2l727 0288-5l26l9l Sanayii Çarşısı Güroğlu Sit. No:8 Balıkesir Ertuğrulköy ağası
Selami Tuncel 02l2-6675320 Eski edirne asfaltı No: 5l6 Sultançiftliği B.Paşa İst. Lalapaşa güreş ağası
Tahsin Albayrak 02l2-7353026 02l2-7352450 Değitmenköy Silivri İst. Gümüşkaya ağası
Tahsin Keskin Otel ninni Babaeski- Kırklareli Sinanlı ağası
Tuncer Aydın 0264-87l3487 kaynarca Adapazarı Söğütlü ağası
Veli Yükseloğlu 02l2-875039l 0532-2073950 Reşitpaşa Çiftliğ- B. Çekmece- İst. Güreş ağası
Yılmaz Dilber 02l2-789200l 02l2-789l052 çatalca Belediye Başkanlığı Çatalca ağası
Yüksel Gürer 02l2-77l23l0 0532-2877443 02l2-77l7594 Hadımköy İst. Hadımköy ağası
Zeki Akpak 02l2-7342082 Ortaköy Silivri Ortaköy ağası

Hiç yorum yok: